John F. Kennedy suikastı: Nasıl yaşandı ve planlı mıydı?

Kennedy suikastı hakkında saldırının gerçekleştiği günü özetleyen bir yazı hazırladık. Amerika Birleşik Devletleri'nin 35. Başkanı John F. Kennedy, 22 Kasım 1963 Cuma günü Texas Dallas'a uçtuğunda halktan tepki görmeye kendini hazırlamıştı. Hiziplere ayrılmış yerel Demokrat Parti'yi birleştirmeye ve 1964 başkanlık seçimlerinin yolunu açmaya geliyordu.

Umut veren bir başkan

Ulusal ve uluslararası bağlamda çalkantılı bir dönemdi. Başkan vatandaşlık hakları yasaları için baskı uygulamış; nükleer silah denemelerinin sınırlandırılmasıyla ilgili görüşmeleri başlatmış; örgütlü suçlara savaş açmış; komünist Küba lideri Fidel Castro'ya karşı doğrudan askeri müdahalede bulunmaktan kaçınmıştı.

Kennedy yoksullara umut veriyordu. Ancak Amerikan toplumunun diğer kesimleri onu kahraman olarak görmüyorlardı. Dallas da muhalif bir eyalet merkezi ve muhalif bir şehirdi. Başkan'ın halk tarafından çok sevilen eşi Jacqueline'in desteği önemliydi. Genç karı koca o yılın başlarında yeni doğan oğullarının ölümünü daha yeni kabulleniyorlardı. Texas'ın diğer şehirleri San Antonio, Houston, Fort Worth'te gördükleri sıcak karşılamadan ve o gün Dallas'taki güneşli havadan içi ısınan Başkan'ın morali düzelmeye başladı. "Sanki Texas'ta her şey yolunda gidecek gibi görünüyor" dedi.

Başkan ve beraberindekiler öğlen civarı Forth Worth'den gelip Dallas havaalanından şehrin içine doğru bir otomobil konvoyu oluşturmuşlardı. Başkan Kennedy Jacqueline, Texas Valisi John Connaly, onun eşi Nellie ve Gizli Servis'ten iki korumayla birlikte, açık bir limuzin olan ikinci arabadaydı. Arkalarından, aralarında Texaslı başkan yardımcısı Lyndon B. Johnson'ın da bulunduğu diğer heyet üyelerini taşıyan 22 limuzin daha geliyordu. Kalabalık tezahürata başladı. Nellie Connaly Kennedy'lere dönerek "Herhalde Dallas'ın sizi sevmediğini söyleyemezsiniz" dedi.

Kennedy suikasta uğrar

Milyonlar televizyonda izlerken, yerel saatle 12:30'da konvoy yürüme hızında Houston Caddesi'nden Elm Caddesi'ne saptı. Bir ders kitabı deposunun önündeydiler. İleride bir demiryolu köprüsünün yanında çimenli bir tümsek uzanıyordu. Yol kenarlarında ve tümseğin üstünde kalabalıklar vardı.

Birdenbire, hemen hemen 82 metre arkada kalmış olan kitap deposundan bir silah sesi yankılandı. Başkan sanki sesi yakalamak istemiş gibi ellerini kaldırdı, sonra yığıldı. Ensesinden vurulmuştu. Sonra, hemen ardından iki, belki üç el silah sesi daha duyuldu. Kennedy'nin başından sıçrayan kan ve dokular arka koltuklara ve yan taraftaki motosikletinin üstüne yayıldı. Sırtından vurulan John Connaly araba içinde yere düştü.

Bu korkunç hareket büyük bir devlet adamını ve yiğit bir insanı bizlerden kopardı

Winston Churchill

Jacqueline kocasının parçalanmış başını kucağına alırken otomobil hızla Parkland Memorial Hastanesi'ne gitti. Saat 13:00'te Başkan'ın öldüğü duyuruldu. Haber birkaç dakika içinde televizyon, radyo ve teletekslerle dünyanın dört bir yanına yayıldı. Amatör fotoğrafçı Abraham Zapruder'in çektiği birkaç dakikalık sessiz film, "Başkan'ı öldürdüler!" diye bağıran bir sesin dublajıyla tekrar tekrar gösterildi. Yerel yöneticiler ile Kennedy'nin ekibi arasında otopsi konusunda yaşanan bir tartışmanın ardından, cenaze dışarı çıkarıldı.

İLGİLİ:  Amerikan halkına büyük korku vermiş tarihi olaylar

Washington'a dönüşte Jacqueline'e eşlik eden Johnson uçakta başkanlık yemini etti. 23 Kasım günü şafağa doğru bayrakla örtülü tabutun yanında diz çöktü ve yüzünü bayrağa gömdü.

Suikasttan kısa bir süre sonra bir polis garip davranışlar sergileyen bir adamı durdurdu. Adam memura ateş edip öldürdü, sonra kaçtı. Ancak 14:50'de bir sinemada yakalanıp polisi öldürmekle suçlandı. Sanık Lee Harvey Oswald'dı ve Dallas polisi tarafından çok iyi tanınıyordu.

Bu arada kitap deposunun altıncı katında, Elm Caddesi'ni açıkça gören bu odada yeni ateşlenmiş bir tüfek bulundu. Tüfeğin sahibi olduğu öğrenilince, Oswald'ın suikastın bir numaralı şüphelisi olduğu anlaşıldı.

Oswald öldürülüyor

Oswald kimseyi öldürmediğini söylese ve oyuna getirildiğini anlatsa da, geçmişi ve davranışları şüphe uyandırıyordu. Eski bir deniz piyadesi olarak Rusya'ya iltica etmiş, Sovyet vatandaşı olmayı denemiş ama başaramamış ve bir Rus kadınla evlenmişti. Karısıyla ABD'ye döndükten sonra Castro yanlısı politikalarla uğraşmıştı. Oswald tutarsız ve otoriteye karşı gelen bir adamdı; ancak bugüne dek Başkan Kennedy'yi öldürmesi için hiçbir somut neden öne sürülemedi.

İki gün sonra, Oswald şehrin emniyet binasından hapishaneye götürülürken, Jack Ruby isimli, gangsterlerle bağlantısı olan bir striptiz kulübü sahibi, yakında bir postaneden para havale ediyordu. Elimdeki makbuz saat 11:17'de damgalanmıştı. Jack Ruby üç dakika sonra, tam Oswald binadan çıkarılırken emniyete geldi.

Bir kez daha televizyon başındaki milyonlar olaya tanık oldu. Saat 11:21'de, Oswald bodrum çıkışından getirilirken, polis eskortu arabayı beklemek üzere durdu. Dünyanın dört bir yanındaki izleyiciler tam o anda Ruby'nin 38'lik tabancayı çekip Oswald'ı karnından vurduğuna tanık oldular. Oswald birkaç saat sonra öldü. Ruby önceden planlı hareket etmediğini iddia ediyordu. Ona kalırsa Jacqueline Kennedy'yi Oswald'ın yargılanması sürecinin sıkıntısından korumak istemişti.

Warren Komisyonu

Ulus öfke ve kedere boğulmuşken, daha Oswald ve amaçları hakkında hiçbir şey bilinmiyorken, olası tartışmaları bastırmak için hemen harekete geçme gereği hissediliyordu. Yeni Başkan derhal baş yargıç Earl Warren başkanlığında bir soruşturma komisyonu kurulmasını emretti. FBI Başkanı J. Edgar Hoover, Oswald'ın "ruh hastalarına özgü bir yalnızlık içinde" tek başına hareket ettiğine inandığını söyledi.

25 Kasım günü John F. Kennedy 92 ulusun temsilcilerinin katıldığı bir törenle defnedildi. Jacqueline Kennedy'nin metaneti ve Başkan'ın iki küçük çocuğunun varlığı töreni daha da hüzünlü bir hale getirdi. Mart 1954'te Ruby idama mahkum edildi. Warren Komisyonu'na ifade verebilmesi için infazı ertelendi. Temyize başvurdu ve yeniden yargılanmasına karar verildi. Ancak daha mahkemeye çıkmadan, 1967'de akciğer kanserinden öldü.

Warren Komisyonu 10 ay süren bir çalışma ve 552 tanıktan alınan ifadelerin ardından 26 ciltlik tutanakları yayımladı, ancak Edgar J. Hoover'la aynı kanıya vardı. Varılan bu sonuç, o günden beri tartışılmaya devam etmektedir.

Kennedy neden bu kadar çok sevildi?

Yazımızın buraya kadar olan kısmında Kennedy suikastının yaşandığı günü ele aldık. Yazımızın ikinci bölümünde başkanın karakterine ve neden ABD tarihinin en sevilen başkanı olduğunu ele alacağız. Elbette Soğuk Savaş'a olan bakış açısına da değinmemiz gerekecek. Ölümünü hızlandıran bazı püf noktalarını da fark edeceksiniz.

İLGİLİ:  Ziggurat: Önemi, işlevi, tarihi ve özellikleri

1950'ler ekonomik açıdan Amerika için güzel yıllardı. Ancak refahın güzel olmayan bir yanı da vardı. Banliyöler gelişirken şehir merkezleri çöküyordu. Yeni zenginlik yoksullara ve siyahlara pek ulaşmıyordu. Ayrımcılığın hala sürdüğü güneyde siyahlar değişim için sabırsızlanıyordu.

John Fitzgerald Kennedy yeni çağın ürünü ilk büyük politikacıydı. Mesajını oluşturmak ve çekiciliğini pekiştirmek için yeni iletişim, televizyon ve kamuoyu yoklaması tekniklerini sonuna kadar kullandı. Demokratların başkan adayı olarak halka duymak istediklerini zarafetle, güler yüzle ve tutkuyla söyledi. "Bu ülkeyi tekrar harekete geçireceğine" yemin etti ve "yeni sınırlar" sözü verdi. Başkanlık konuşmasında "Meşale yeni bir kuşağa geçti" dedi ve vatandaşlarından "insanlık düşmanlarıyla mücadele yükünü" paylaşmalarını istedi. Bu düşmanlar zulüm, yoksulluk, hastalık ve savaşın ta kendisiydi.

Bu muhteşem bir hayaldi ve Amerikalılar, özellikle de gençler, Başkan'ı bu yüzden çok sevdiler. O, hayalleri gerçekleştiren bir prens gibiydi. Beyaz Saray bir ışıltı odağı, bir başarı hayali, bir moda olmuştu. Saray yeni Camelot, JFK de Kral Arthur rolündeydi. O dönemde pek az Amerikalı sarayın daha tatsız yanlarını biliyordu ve Kral Arthur'un, Camelot'un ve Yuvarlak Masa'nın kaderini merak edenler de endişelerini kendilerine saklıyordu.

Kennedy neyi başardı?

Kennedy Amerika'yı daha adil bir toplum haline getirme vaadini gerçekleştirme heyecanıyla yaşlılara sağlık hizmetleri sağlayan ve eğitime federal yardımı artıran yasa tekliflerini onayladı. Eğitimde, istihdamda ve kamu binalarında ayrımcılığa son veren yasalar çıkararak Amerika'ya ırklar açısından eşitlikçi bir düzen getirmeye öncelik verdi. Ancak Kennedy'nin sosyal programı kendi partisinde bile bazıları tarafından "sinsi bir sosyalizm" olarak görülüyor ve önerileri çoğu zaman, erteleniyor ya da reddediliyordu. Siyahlara karşı şiddeti bastırmak üzere Alabama ve Mississippi'ye asker gönderdi, ama insan hakları programına hem kuzeyli Cumhuriyetçiler hem de güneyli Demokratlar karşı çıktılar. Şiddet devam etti ve Kongre bir şey yapmadı.

Asgari ücretin artırılması, işsizlik sigortasının geliştirilmesi gibi başarılar da yok değildi. Kennedy iki yıl on ay içinde hayalindeki iddialı yasalardan pek azını çıkarabildi. Öte yandan, hırsı ve ileri görüşlülüğüyle kendisinden sonra gelenlerin tamamlayacakları pek çok olumlu gelişmenin temellerini attı.

Kennedy'nin öldürülmesi bir plan mıydı?

JFK suikastı öylesine çarpıcı bir olaydı ki, Warren Komisyonu'nun vardığı sonuç, yani Başkan'ın "tek başına bir suikastçı" tarafından öldürülmüş olduğu iddiasının sorgulanması kaçınılmazdı. Pek çok insan böylesine alçakça bir eylemin amaçsız olabileceğine inanmakta zorluk çekiyordu. Teoriler çığ gibi çoğaldı ve olay Lee Harvey Oswald'ın büyük bir komplonun nispeten masum bir üyesi olduğunu öne süren bir senaryoya dönüştü. Komplo teorisini destekleyen bulgular şöyle sıralanıyordu:

  1. Konvoyun önündeki çimenlik tümsekten de silah sesleri duyulmuştu.
  2. Oswald o sürede bütün atışları yapmış olamazdı.
  3. Ruby'nin mafya bağlantıları vardı ve Oswald'ı ortadan kaldırması söylenmişti; ya da Dallas polisiyle bağlantıları vardı.
  4. Bir düzineden fazla tanık ve birkaç müfettiş de öldürülmüştü.
  5. Oswald'ın mafyayla bağlantıları vardı; hem Başkan hem de kardeşi Robert çetelere savaş açmıştı.
  6. Warren Komisyonu Ruby'nin ifadesini görmezden geldi.
  7. 1970'lerde kurulan bir komite FBI ile CIA'nın Warren Komisyonu'na yalan söylediklerinin ve bilgileri gizlediklerinin kanıtlarını ortaya çıkardı.
İLGİLİ:  En ünlü diktatörlerin ölümleri

Kennedy "Soğuk Savaş"ı nasıl yürüttü?

Süper güçlerin karmaşık rekabeti Fidel Castro'nun 1959'da iktidara geldiği Küba'da şiddetlendi. Castro'nun Sovyetler Birliği yanlısı olması nedeniyle ABD hükümeti Castro karşıtı asilerin işgalini desteklemeye karar verdi. Kennedy iktidara geldiğinde bu çılgınca planı masada buldu. Küba'nın işgali Nisan 1961'de Domuzlar Körfezi'nde fiyaskoyla sonuçlandı.

Yeni durum Castro'nun destekçisi, Sovyet lideri Nikita Kruşçev'in eline bir fırsat verdi. Kennedy ile Kruşçev Haziran 1961'de Viyana'da buluştuklarında Sovyet lideri Kennedy'nin zayıf biri olduğu kanısına vardı. Biraz da bu nedenle Ağustos 1961'de Berlin Duvarı'nın inşa edilmesine izin verip Küba'ya nükleer silahlar konuşlandırmaya karar verdi.

Ekim 1962'de ABD'nin çektiği hava fotoğrafları füzelerin yerlerine yerleştirildiğini ve diğerlerinin de gelmekte olduğunu gösterdi. Sovyet füzeleri yakında Amerika'nın en büyük şehirlerini vurabilecek konumda olacaktı. Kennedy buna sertçe ama temkinli bir şekilde tepki verdi. Küba'ya hava saldırısı çağrılarını, askerler söz konusu füzelerin tamamen imha edileceği konusunda garanti veremedikleri için reddetti, ama denizden abluka başlattı.

Süper güçler iki hafta boyunca göz göze bakıştılar, ancak sonunda gözlerini kırpan Krusçev oldu. Türkiye'deki Amerikan füzelerinin kaldırılması şartıyla füzelerini geri çekti. Her iki taraf da nükleer savaşa bu kadar yaklaşmış olmanın dehşetiyle geri adım attılar ve dünya bir kez daha nefes aldı.

Sovyetler Birliği iki ülkenin elindeki nükleer silah miktarı arasındaki uçurumu kapatmaya çalışsa da, iki süper güç tehdidi azaltmak için ciddi görüşmelere başladılar. İlk sonuç Ağustos 1963'te Moskova'da imzalanan bir anlaşma oldu. Bu anlaşma yer altındaki kontrollü patlamalar dışında tüm nükleer denemeleri yasaklıyordu.

Kennedy'nin bıraktıkları ne oldu?

Kennedy'nin halefi Lyndon B. Johnson'a çözmesi için ciddi ulusal ve uluslararası sorunlar kaldı. 1961'de Güney Vietnam'a demokratik ve antikomünist bir hükümet kurmaya yardımcı olmak üzere 2000 "danışman" gönderilmesi kısa dönemli, küçük bir müdahale olarak algılanmıştı. Kennedy bu gücü 18.000'e çıkardı ve Kuzey Vietnam'ın köylü ordusunun kısa zamanda yenileceği varsayıldı. Kennedy öldürüldüğünde bu tez kuşkuyla karşılanır olmuştu bile.

Johnson döneminden itibaren Vietnam bir türlü içinden çıkılamayan bir faciaya dönüştü. Cephede sayılan 500.000'e varan Amerikan askeri vardı. Güney Vietnamlılar yoksul ve beceriksizdiler, Kuzey Vietnam'da ise düzenli bir ordu ve onları destekleyen acımasız Vietkong gerillaları vardı. Ocak 1973'te, 57.000 Amerikan askeri kaybedildikten ve belki de 1 milyon Vietnamlının ölümünden sonra, Amerika geri çekildi.

Johnson içişlerinde Kennedy'nin yolundan yürüdü. "Büyük Toplum"u kurmak için muazzam bir program başlattı. 1961 Vatandaşlık Hakları Yasası ve Oy Verme Hakları Yasası'yla Kennedy'nin ideallerini parti gerçeğine dönüştürüp, sonunda oy sandığında siyahlara eşitlik tanıdı. Ancak siyahlar Washington'da çıkarılan yasaların yaşanan ayrımcılığa mutlaka son vermediğini gördüler.

Johnson, Kennedy'nin yoksulluğa karşı kampanyasını da devam ettirdi. Kennedy'nin uğraşıp sonuç alamadığı mesleki eğitim, bölgesel kalkınma, kentsel yenilenme, sosyal güvenlik ve hatta yaşlılara sağlık hizmetleri yasalarını çıkardı.